Lisansüstü Öğrenci Paneli Gerçekleştirildi

Tarih Kulübü organizasyonuyla ‘Lisanüstü Öğrenci Paneli’ düzenlendi. İpekköy Yerleşkesi konferans salonunda yapılan programa Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Kemal Polat, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Köksal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

panel1 (1)

Panelin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Kemal Polat; öğrenci panelleri düzenlemedeki amacın öğrencilerimize özgüven kazandırmak olduğunu söyledi. Polat; öğrencilerin yapacakları bilimsel çalışmalara katkıda bulunmanın önemine değindi.

Panel Başkanlığını yürüten Araştırma Görevlisi Aykut Özbayraktar; panelde 19. yüzyılda geleneksel Osmanlı eğitim sistemi ve Avrupa tarzı modernleşme ve bu süredeki Batılı tesirlerin ele alınacağını söyledi. Özbayraktar; ‘’İçinde bulunduğumuz öğretim yılında fakültemiz bünyesinde öğrenci paneli etkinlikleri düzenlemeye başladık. Belli temalar üzerine hazırlanan bu çalışmalar fakültemizin akademik etkinliklerine katkıda bulunmakta, geleceğin hocaları olan öğrencilerimizi mesleğe hazırlamaktadır. Bu yönüyle de şanslı olduğumuzu düşünüyoruz.’’ dedi.

Panelin ilk sunumunu gerçekleştiren Eray Turan, Türk-İslam Tarihinde Bir İlmi Cihat Kurumu: Nizamiye Medreseleri başlığıyla konuşmasını gerçekleştirdi. Turan; ‘’10. yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasi bir teşekkül olarak ortaya çıkan Büyük Selçuklular, 1040 yılındaki Dandanakan zaferini müteakip uyguladıkları siyaset ile milletlerarası ilişkilerde söz sahibi olmayı başarmışlardır. Şiî-İslam anlayışına dayalı bir devlet kuran Büyük Selçuklunun çağdaşı Fâtımîler ise siyasi nüfuz sahasını genişletmek maksadıyla dini görüşlerini kendilerine bağlı tarikatlar aracılığıyla yaymayı amaçlamıştır. Selçuklular ise Abbasi Halifesinden meşruiyet elde ederek Sünni tabakanın koruyucusu olmayı hedeflemişlerdir. Özellikle İran coğrafyasında artan Şiî-Bâtınî faaliyetlerden dolayı Selçuklu Veziri Nizamülmülk askeri tedbirlerden ziyade ilme dayalı tedbirler almayı zaruri görmüştür. 0, Sultan Alp Arslan’ın onayı ile İslam dünyasına ait medrese kurumuna Türk-lslam dokunuşu yapmıştır. Böylece Nizamiye Medreseleri dönemin şartlarından doğan özgün bir yükseköğretim kurumu olarak 1067 yılından itibaren faaliyete geçmiştir.’’  ifadelerini kullandı.

Murat Mete isimli öğrenci ise Osmanlı’da Eğitimin Modernleşmesi başlığıyla bir sunum yaptı. Mete; ‘’Osmanlı İmparatorluğunda gerçekleştirilen reformlar özellikle çağın gereksinimlerine göre düzenlenmiştir. İleri seviyede bulunan Batı standartlarına erişilmeye çalışılmış ve bu konuda önemli adımların atılması ve bunun sonucu olarak da ekonomik, siyasi, askeri alanda yapılan reformlar istenilen sonuçların elde edilmesini sağlamıştır. Reformların uygulandığı alanlar ve buna bağlı gelişmeler, bilindiği üzere öncelikle eğitimin reforme edilmesine bağlıdır. Osmanlı'da da askeri, ekonomik ve siyasal alandaki reformların uygulanabilmesi için iyi eğitim almış kalifiye bürokratlar ve askerler gerekmektedir. Çeşitli alanlarda, modem eğitim kurumlarımım kurulması ve eğitim kadrolarındaki yenileşmeler sayesinde eğitimde uygulanan ve süregelen aksaklıklar giderilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu gerileme döneminde dahi, çağın gereksinimlerine ayak uydunmuş I. Dünya Savaşına kadar kendisini yenileme çabasında bulunmuştur.’’ cümlelerini kaydetti.

Misyonerlik Faaliyetleri başlıklı sunumuyla Merve Caydı; Hristiyanlığı dünyaya yaymak için çalışan kişilere misyoner, bu amaç için çalışan kişilere de misyoner dendiğini söyledi. Misyonerlik faaliyet sahası olarak seçilen bölgelerin başında İslam ülkelerinin geldiğini belirten Caydı; bunun nedenini ise İslam’ın ortaya çıkışından itibaren hızla yayılması ve zamanla önemli yerlerin Müslümanların eline geçmesi olarak açıkladı.

panel2 (2)

Misyonerlerin amaçlarına ulaşmak için en fazla kullandıkları yöntemin eğitim-öğretim faaliyetleri olduğunu söyleyen Caydı; Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerlerin Katolikler olduğunu belirtti. Caydı; ‘’Fransız olan bu misyonerler hem Hristiyanlığı yaymak hem de İstanbul’daki azınlıkların eğitimi ile ilgilenmek üzere 16. yüzyılın sonlarına doğru bölgeye geldiler. Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerlerin özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi şehirleri merkez edindikleri dikkat çekmektedir. Buradan hareketle denilebilir ki Osmanlı devletinde sürdürülen misyonerlik faaliyetlerinin bir amacı da kutsal yerleri bulmaya yöneliktir. Özellikle Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak esas gayedir. Nitekim Hz. İsa’nın bu bölgede yaşamış olması ve Haçlı seferleri sırasında pek çok asker ve komutanın bu topraklarda kalmış olması onların bölgeye olan ilgilerini artırmıştır.’’ dedi.

Aşiret Mektepleri sunumuyla Fatma Gül Töremiş ise; 2. Abdulhamit’in kendine ve devlete olan bağlılığı artırmak ve pekiştirmek için açtığı bu mektebin zamanla açılma amacını kaybettiği için kapatıldığını söyledi. Bu okuldan mezun olan öğrencilerin bir kısmının eşkıyalık hareketlerine katıldığını bir kısmının ise 1. Dünya savaşında kendi bölgelerinde başarılı faaliyetler gösterdiğini kaydetti.

Program sonunda panelistlere katkılarından dolayı teşekkür edilerek sertifikaları takdim edildi.