Fakültemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Kürşat Efe'nin yönlendirdigi ve Yazar Dr. Sait Başer’in katılımı ile Mihri Hatun Konferans Salonumuzda “Anlama Krizi” (Kut ve Töre Merkezli Çözüm Önerileri) başlıklı çevrim içi (tele) konferans yapıldı. Türk töresinden günümüze kadar meseleleri özetleyen Başer, töre kavramının bilinçli şekilde anlam daraltılmasına uğradığını, aksine sözlü yasalar bütünü olduğunu, geçmişten günümüze milletimizi ayakta tutan en önemli araçlardan biri olduğunu söyledi. “Töre’ye göre herkes kişi (insan) değildir. Yalnguk (beşer) kişi adayıdır. Kendisine gönül, göz, akıl ve bilgi verilmiş; insanlık (kişilik) mertebesi gösterilmek suretiyle önce kişi, sonra da bilge olması istenmiştir. Yalngukta, bütün erdemler ile hakikatin özü kuvve halinde mevcuttur. O, kişi ve bilge olmaya yeteneklidir ancak hamdır.” diyen Başer, insanın yaratılıştan getirdiği iyi tabiata ilaveten sosyal hayatta kazandığı erdemlerden bahsetti, “Bu sebeple yalnguka özünü (nefsini) tutmak (özün tutguçı) için aklını kullanması öğütlenmiştir. Kişilik makamına erişebilmesi için aklını devreye sokması, bunun yollarını öğrenmesi gerektiği anlatılmıştır. Çünkü bilgi ile teçhiz edilen akıl ve diğer erdemler sayesinde gönül pişmekte (nefis ıslah olmakta) gönül denizinin derinliklerindeki hikmet incilerine ulaşılmaktadır. Bu nokta kişilik makamı sayılmıştır.” dedi. Daha sonra “Kuta kavuşmak, insanın kendi asli cevherinin gaflet, bilgisizlik… gibi arızalardan; ihtiras, kin, yalancılık… vb. zaaflardan ayıklanmasıdır. Kut, insanın aynı zamanda kâinatın da ruhu ve merkezî kudreti olan Tanrı ile kendi varlığında buluşması, temasa geçmesi demektir. Ancak kutun dereceleri vardır. Mesela cömertlik, dost çokluğu, hizmet, güzel söz, yiğitlik, idare hüneri, nefse hâkimiyet… gibi hünerler tek tek kut kazandırabilir; ama bunların ikisi, üçü… bir araya geldikçe kut yükselir ve mesela nihayet kanaat(tapı), güzellik… onu tamamlardı. Fakat bilhassa idare sanatında insana bin türlü erdem gerekirdi. Yani yöneticinin en üst seviyede kutlanması gerekliydi. İdeal bakımdan kut kazandıran sebeplerin hiçbirisine karşı kayıtsız, tokgözlü kalınamazdı.” diyerek sözlerine devam etti. Günümüz Türk toplumunun birbirini anlamadığını, en çok da insanın (bireyin) kendini anlamadığını, asıl değişimin insanın kendini tanıyarak gerçekleşmesi gerektiğini belirten Başer toplumda ortaya çıkan üç farklı grubun farklı fikir akımlarından beslenerek özden uzaklaştığı üzerinde durmuştur. Kendini anlayan bireyin dünyayı algılayacağını, dünyayı anlayan bireyin Tanrı’yı algılayacağını,  böylelikle yaratılış gayesini anlaşılacağını belirten Başer, sözlerini “Türk toplumu düşünemiyor, anlayamıyor. Bu sebeple son kitaplarımdan birini adını “Anlama Krizi” koydum. Toplumun meseleleri ile ilgilenen bir insan, bir sosyal bilimci kitabına bu adı koyar mı? Bir itham yok mu? Bir kişi bile “Neden bu ismi seçtiniz?” diye sormadı. Herkes, “Ne kadar doğru bir isim.” dedi.  Din alanında, felsefe alanında, reel politikalarda, hatta bölük pörçük romantik ilişkilerde bile anlama krizi içindeyiz… Sistemli bir doku oluşturması gerekirken parçalanmış vicdanın ve muhakemenin derme çatma sonuçları ile idare etmeye çalışıyoruz. Kültürümüzün en canlı olduğu dönemlerde işleyen muhakemeyi keşif adına şiddetle harekete geçme ihtiyacındayız… Ben diyorum ki, bir büyük güncelleme ile biz asıl modelimizi diriltmek ve yeniden anlayan fertlerden meydana gelen gerçek bir toplum olmak zorundayız.” diye bitirdi.  Program sonunda kendisine yöneltilen sorulara cevap verdi.

 Kefekonf1

Kefekonf2

Kefekonf3